Depremden seçime Hatay gerçekleri

İskenderun, Arsuz’dan sonra üçüncü durak Antakya… Hem en çok merak edilen hem de en görmeye çekinilen… Belen yolundan Antakya’ya gitmek, depremle ilgili doğru yere ev inşa etmenin önemini gözler önüne seriyor. İskenderun tarafından Hatay’a giderken rakım yükseliyor. Rakımın düşük olduğu taraflarda yeni birçok binanın yıkılırken,Antakya’ya doğru rakım yükseldikçe ise “üflesen yıkılır” dediğin evlerin en ufak hasar olmadan ayakta olduğunu görüyoruz. Doğa bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor.

‘FATURAYI BİZ ÖDEDİK’

Antakya ise coğrafi olarak hiç hoş karşılamıyor insanı. Maruz kalınan manzara, insan aklının algılayabileceği türden bir görüntü değil. Kentin tamamına yakını, yıkılmış ya da yıkılmayı bekleyen binalardan oluşuyor. İnsanıyla, kültürüyle kadim olan Hatay, önce kaderine terk edilmiş, şimdi ise umursamazlıkla hoyratlık karışımı bir tavra maruz kalıyor.

Bunu açmadan önce kısaca seçim sonuçlarına değinmek gerekiyor. Çünkü seçim sonrası maruz kaldıkları haksız suçlamalar, yıkıma rağmen bölgede kalan yurttaşları deprem ve sonrasındaki şartlar kadar etkilemiş. Bir depremzede şu cümleyi kuruyor:
“Hem enkazda kaldık hem kayıp verdik. Oy verenlerin faturasını biz ödedik, bedel ödeyen yine biz olduk.”

Seçim sonrası karşı karşıya kaldıkları ithamlar, yorumlar bölgedeki yurttaşları deprem ve sonrasındaki şartlar kadar etkilemiş. Bir depremzede şu cümleyi kuruyor: “Hem enkazda kaldık hem kayıp verdik. Oy verenlerin faturasını biz ödedik, bedel ödeyen yine biz olduk.” 

Bölge dışındaki insanların yaklaşımı da bu tavırla birleşiyor. İlerleyen yazılarımızda özel olarak değineceğimiz ve bölge insana yaşam alanı yaratan Odabaşı Mahallesi’ndeki Aşhane’de gönüllü çalışan Ceylan Köse ile konuşuyoruz. Ceylan 16 yaşında, ağır hasar alan binalarından duvarın patlaması sonucu çıkabilmişler. Kısa süre şehir dışına çıkmışlar ama sonrasında geri dönmüşler. Nedenini sorduğunda şu yanıtı veriyor:

“Gittiğimiz yerde depremzede olduğumuzu öğrendiklerinde bize sığınmacıymışız gibi acıyarak ve tuhaf bakıyorlar. Ayrıca seçim sonundaki tepkiler, ‘keşke ölseydiniz’ gibi sözler bizleri çok incitti.”


‘KURUNUN YANINDA…’

Hatay, insanı ve coğrafyasıyla gururlu bir şehir. Belki de insanı, ülkenin en sıcak ve paylaşımcı insanları. Gönülleri zengin, yaşamdan keyif almaya da düşkünler. Daha doğrusu düşkünlerdi… Onca yıkımda bile bölgeye gittiğinizde sizi dışarıda bırakmazlar. Çadırlarına davet ederler. Nasılsınız dediğinizde bile meşhur “süvari” kahvelerini, “katıklı” ekmeklerini ikram etmeden sizi bırakmazlar.

Yine seçimlere dönelim. Şu an Hatay’da kalan yurttaşların büyük bir kısmı, Hatay’ın demografisine karşı Hatay’ı savunan, canları pahasına sahip çıkmak isteyen, bu yüzden de oradan söküp atılmak istenen insanlar. İnsani değerlerle örtüşmeyen toptan ve hakarete varan eleştirilerde “kurunun yanında yanan yaşlar”.

Aslında seçim odaklı bir bakış açısına hiçbir açıklama yapmaya gerek yok. Ancak halk bu konuda çok hassas olduğundan, istemeye istemeye yazmak zorundayım. Şöyle düşünün, önce iktidar tarafından “oy beklentisini, düşünce beklentisini, hatta yer yer mezhep beklentisini” karşılayamayan(!) yurttaşlar depremde yıkıma uğradılar. Üstüne yardımlardan büyük ölçüde mahrum bırakıldılar.

CEHENNEM ÜSTÜNE CEHENNEM

Bölgeden ayrılmak zorunda kalanlar zor şartlarda oy kullanmak için ağlaya ağlaya bin bir travmayla oy kullanmaya geldiler. Üstüne şimdi de muhalif olma iddiasındaki kesimler tarafından hedef yapılıyorlar. Yenilginin nedeni kendileriymiş gibi hakaret duyuyorlar.

Gazeteci gözüyle anlatayım. Tamamen yıkılmış bir kenttesin, insanlar acılarına rağmen, seni bağrına basıyor. Çoğu muhalif olduğu için adeta yok sayılarak, öncelenmeyerek cezalandırılan insanlar var. O insanların haberini yapıyorsun. Sonra sosyal medyada o haberin altına yapılan yorumları görüyorsun. Depremzedeler görmesin diye haberini yaptığın kişilere haberinin linkini paylaşamıyorsun. Bu insanlara cehennem üstüne cehennem yaşatmaya ne hakkımız var?

Bölgedeki malzeme eksikliği, sıcaklık, hijyen, sinek, konaklama sorunu kadar seçim sonrası yapılan yorumlar incitiyor. Çünkü gururlarından vurulmuş halk. Bu sarsıntı en az deprem kadar hazırlıksız yakalamış. Öyle ki bu konu izlenim yazısı yazanı bile etkiliyor. O insanların yaşadığı sorunlar yerine “önce o insanların sandıkları gibi insanlar olmadığını anlatmalıyım” hissi önceleniyor insanın içinde. Mahcubiyetle öfke birbirine karışıyor.

SEÇİM GERÇEKLERİ

Hedef olmalarına neden olan seçim sonuçları üzerinden de bilgi vereyim. CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara’dan edindiğimiz bilgiye göre depremde 165 bine yakın “yapı” yıkılmış. Bakın, daire değil, yapı. Bu, içinde 20 daire olan binaları da kapsıyor. Depremle ilgili veriler özenle saklanıyor. En son açıklanan verilerde Hatay’da yaşamını yitiren insan sayısı 21-23 bin bandında.

Uykunun en derin ve herkesin evinde olduğu saatte olan depremde, 165 bin yapı yıkılmış, ama neredeyse her on yapıda bir kişi ölmüş neredeyse! Bu aşamada mantıklı bir değerlendirme ile olabilecek ölü sayısını düşünün. Sonra bundan 23 bini çıkarın. Sonra da sorun: “Durumu belirsiz bu kadar ‘kayıp’, seçimde ne oldu?”

Yine devam edelim. Resmi verilere göre bile Hatay’daki sığınmacı sayısı 321 bin 925. Oysa bu tarz sayıları bölge halkına söylediğinde “O kadarı yalnızca Reyhanlı’da, Kırıkhan’da vardır” yanıtı alıyorsunuz. Peki seçimlerin ikinci turunda Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasındaki fark neydi? Yalnızca 2 bin 393. Sonuçların sağlıklı olup olmadığına siz karar verin.

Antakya’daki manzara tek bir izlenim yazısıyla anlatılabilecek türden değil. Diğer sorunlara ve yurttaşların anlattıklarını aktaracağız. Ancak neredeyse hepsinin öncelikli ricası “O seçim kutlamalarında pervasızca eğlenen de, bu durumu destekleyen de biz değildik. Ne olur sesimizi duyurun” olduğu için buradan başlamalıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir